Doğan 1
İnsanın hayatında kaç tane gerçek dost olur. Hani kıssadan hisse bir hikaye vardır. Meşhurdur. Bir çocuğun çok dostum var diye böbürlenmesine karşın babasının ona gerçek dostla ilgili verdiği dersi anlatır. Hikayenin sonunda meşhur bir laf vardır “biz bir tokada sarımsak tarlasını satmayız” der gerçek dost.
Hikaye her ne kadar orijinal olsa da şimdi tamamını anlatmak istemiyorum. Çok merak edenler Google’da “hikaye, sarımsak tarlası” diye arama yapsınlar. Muhakkak bulacaklardır.
Dost gönül darlığında gönlü genişleten, ferahlatan, başın sıkışınca ilk aranan hastalığında yanında biten ilk kişidir. Bazen akrabadan daha yakın soğuk kış günleri bizi ısıtan sıcak bir sinedir. Ben büyüdüm ya hani yuvadan da uçtum. Şimdi3-4 haftada bir ziyaret ettiğim doğduğum şehrin sokaklarında gezerken ne kadar yalnız olduğumu hissediyorum. Çünkü hayatımda gerçek dostların dışında sıradan arkadaşların olmasını istemedim. Bu tercihi bilinçlide yapmadım belki. Kendimce dost kriterlerine uymayanları belki ben aramadım, belki de vefasızlık ettim kendimi onlardan uzaklaştırdım.
Benim için dost ne zaman onu ararsam arayayım daima bana karşı sıcak olan insandır. Öyleki sesini duyunca dertlerimi unutabileyim, ona içimi döktüğümde rahatlayabileyim, sıcaklığıyla ısınabileyim, yanında rahat olabileyim. Belki herkes için dost böyle bir şeydir, bilemiyorum. Bu seçiciliğim yüzünden İzmit’e, doğup büyüdüğüm şehre ne zaman gelsem kendimi çok yalnız hissediyorum. Çünkü benimle birlikte büyüyen dostlarım yine benim gibi büyüdükleri yuvadan uçup gittiler. Arkadaşlarımsa belkide ben onların dostu olmayı beceremediğim için kimbilir şimdi neredeler. Bencilliğimden onları bu caddelerde yalnız dolaşmak pahasına aramıyorum. Oysa dostlarım bir elin beş parmağını geçmeyen dostlarım onlarla yine bu caddelerin tozunu attırmayı nede çok isterdim. En çok da onun yokluğu bana acı veriyor. Yalnızlığın soğuk rüzgârlarını gönderiyor bana uzaktan, yokluğuyla titretiyor beni. (çok mu ajite ettim ne 😛 )Şimdi çok uzaklarda olsa da Doğan’ın içimde bıraktığı boşluk bir türlü dolmuyor.Onu düşündükçe bir insanın hayatında nasıl bu kadar değişim geçirebildiğine hayret ediyorum. İlk tanıdığım Doğan ne kadar farklıydı. Ortaokulun ilk günleri ele avuca sığmayan zıpır, asi, geveze, kaba, hatta birazda terbiyesizdi benim gözümde. Hoş sadece benim gözümde değil bütün sınıf için Doğan bu tanımların hepsiydi. Belki fazlası vardı eksiği yoktu. Ama Doğan bütün bunların yanında özgüven sahibi ve yakışıklı bir kerataydı. Popülerdi ve zekiydi. Hepimiz ergenliğe yeni adım atmıştık. Kendimizi tanıma çağındaydık. Doğanda öyleydi. Kanı kaynıyordu. Kaç kez inkılap tarihi hocamızı çileden çıkarmıştı. Döve döve sınıftan atıldığı derslerin sayısı belki de iki zil arasını sınıfta geçirdiği derslerden daha fazlaydı (biraz abartmış olabilirim) 90 lı yıllar Türkiye’de popun yeni yeni palazlandığı yıllardı. O zamanlar elinde klarnetiyle Tayfun ortalığı kasıp kavuruyordu. Herkes: hadi yine iyisin
iyisin iyisin
sen işini bilirsin
bilirsin bilirsin
deli dolu birisin
birisin birisin
her şeyinle her an sensin
muah** sevgilimsin diye ortalıkta şarkılar söylüyordu. Daha sonra Tarkan çıkmıştı sahneye dahada inmedi zaten. Hatırlarım Doğanda bir Tayfundan bir Tarkanda şarkılar söylerdi sınıfta. O yıllarda hiç sevememiştim bu çocuğu. Eli kolu rahat durmuyordu keratanın. O çelimsiz haliyle her yere dadanıyor herkesi rahatsız ediyordu. Ee bende kendimi o yıllarda keşfediyordumJ. Onunda benimde daha ortaokulun ilk yılında kız arkadaşımız olmuştu. İçinde bir dolu “Bana bu kalbin kadar temiz sayfayı ayırdığın için” girizgâhlarıyla başlayan hatıra defterleri havalarda uçuyordu. Herkes birbirine defterlerini veriyor yazanlardan kendilerini pohpohlamalarını istiyorlardı. (Ben dahil) Tabii o defterlerin en güzel yerleri sevgililer için ayrılıyordu. Bizde defterlerimizi önce kız arkadaşlarımıza veriyorduk ki bizi ne kadar çok seviyormuş öğrenelim. Geçen zamanda kız arkadaşım bana dayanamadı ayrıldık. Bu kız arkadaşı olayları falan benim dindar kişiliğimle çatışıyordu. Sürekli problem çıkarıyordum, oda dayanamadı tabii. O yıllar benimde sınıftaki reytingim hayli yüksekti. Sınıf başkanıydım. Sınıfın en güzel kızı beni seviyordu derslerimde başarılıydım felan filan. Hatta derslerimdeki başarıma ailem bile şaşırmıştı. Ne zamanki kız arkadaşım benden ayrıldı bana bi haller oldu. Onu hem geri istiyor hem de toyluğumla kendimi daha itici kılıyordum. Bir sonraki sene sınıf başkanlığından oldum. Derslerde de aynı sıkıntıyı yaşamaya başlamıştım. Deli dolu günler. Doğan’ında aşk reytingi inişli çıkışlıydı. Kavgacı gürültücü Doğan, O kadar zekiydi ama bunun farkında değildi. Aklını derslerin dışında her şeye kullanıyordu. Güven vermiyordu bir kere. Ne yapacağı belli olmuyordu. (o yıllarda) Aslında hepimiz öyleydik. Ergenlik çağı kendimizi tanımaya başladığımız çağdı. Bir o yana bir bu yana savuruyordu bizi zaman. Bir gün bir laf etmiştim densizce. Doğan’ın kız arkadaşı bu lafıma çok alınmış ağlamaya başlamıştı. Doğan bunu duyunca aramız açılmış hatta sınıfta küçük bir kavgada çıkmıştı. Kendince beni tehdit ediyordu. “Çıkışta görüşücez” diyordu. İyi dedim görüşelim. Bu tıfıl çocuk beni dövecekti aklınca. Sınıf bir anda ikiye bölünmüştü. Allah var ben densizlik etmiştim. Ama geçmişteki daha oturaklı benin kredisiyle sınıfta hala benden yana olanlar vardı. Herkes dersin bitmesini bekliyordu. Bende bekliyordum. Ama ne yalan söyleyeyim tedirgindim. Evet kıyas götürmez derecede boy ve kilo üstünlüğüm vardı ama içimde yaptığım muhasebeyle densizce sözümün vermiş olduğu suçluluk duygusu bende bu duyguyu hissettiriyordu. Sonra eski kız arkadaşım dahi benim yanımda değildi. Beni destekleyenler normalde pek muhabbetim olmayan tiplerdi. Sıra arkadaşım Caner de Doğan’dan hoşlanmazdı. Kendince bana taktikler veriyordu. “Şurasına vur burasına vur” diye. Ama ben söylediklerini duymuyordum bile. O kadar dövüş filmlerine meraklı olmama rağmen kavgacı bir tip değildim. Ama bir yeteneğim vardı ki o bile çevremdeki birçok arkadaşımın benden çekinmesine yetiyordu. O yıllarda acayip bir elastik vücuda sahiptim. Ayaklarımı tamamen ikiye ayırabiliyor, dershane klasörlerimizin üzerine yapıştırdığımız Van Dam etiketlerindeki gibi en tepeye tekme savurabiliyordum. Aynı zamanda belimden köprü kurup tekrar dik durabiliyor bunu da herkese göstermekten hiç çekinmiyordum. ( Ee o yıllarda bir yeteneğin varsa ve çevrendekiler o yeteneğine hayranlıkla bakıyorsa, hele hele ergenlik çağındaysan, bu şekilde davranmam herhalde anlayışla karşılanır)Ders sonunda bir kavga olacaktı. Benimde herkese göstermekle övündüğüm elastik vücudum vardı. Duvarlara uçan tekmeler atmak kolaydı. Ya kavgada bunu yapamazsam benim halim nice olurdu! Beni asıl endişelendiren de buydu!Son ders zili çaldığında heyecanım had safaya çıkmıştı. Bir tarafta Doğan ve onu pohpohlayanlar bir tarafta ben ve ikide bir bana taktik vermeye çalışan Caner.Okul çevresindeki kavga bir öğretmen tarafından fark edileceği için birkaç yüz metre ötede çevresi duvarla örülmüş boş bir arazide toplandık. Doğan ile benim kavgam maşallah neredeyse bütün okul tarafından duyulmuştu. Diğer sınıftan tiplerini hiç beğenmediğim öğrencilerde kavgayı izlemeye gelmişti. Bunlarda Doğan’ın çevresindeki kaypak tiplerdi. Durumdan hiç hoşnut değildim. Kavga sadece ikimiz arasında olacaktı. Öyle kararlaştırılmıştı. Çok garip bir durumdu sanki ringe çıkarılmış iki dövüşcü etrafında seyirciler. İkimizde ortaya çıkmıştık. Doğan öfkeliydi, ben seyirci dezavantajımdan ötürü tedirgin. İkimizde ortada dikiliyorduk. Bir kavga etmemiz gerekiyordu ama ilk kim vuracaktı. Sabrederek buraya kadar bu hatıramı okuduysanız sizlerden çok özür dileyerek kavgada kim kime nasıl vurduğunu anlatmayacağımı söylemek isterim. O ana şahitlik edenler neyin ne olduğunu hatırlayacaklardır. Sadece dövüşü benim kazandığımı söylemekle yetiniyorum. Ama zaten benim fiziksel üstünlüğüm vardı. Bu yüzden gerine gerine şöyle vurdum şöyle yaptım diye anlatmak istemiyorum. Fakat bu kavga benimle Doğan arasındaki dostluğun bir miladı olmuştu. Doğanla benim aramda yeni bir sayfa açılıyordu. Sonraki yıllarda Doğan’ın dünyası da değişecekti. Fiziksel bir kavgada onu yenen ben onun dünyasındaki değişimlere gördükçe ona olan saygım her geçen gün kat be kat artacaktı. Dostluğumuz yepyeni bir rotada seyredecekti. O hatıralarımı ise yeni bir fasılda anlatmayı tercih ederim.




Yorum bırakın