Geçen konvoyun ardından ibretli bir bakış attı. Yanında ki arkadaşına dönerek:“Yazık kardeşim şu gençlere acıyorum hepsine” dedi.
“Niye böyle dedin şimdi anlamadım” dedi arkadaşı hayret dolu bir ifadeyle.Önlerinden geçen konvoydan çıkan tezahuratlar hala duyuluyordu. “En büyük asker bizim asker. Enbüyük asker bizim asker”
“Hayatlarının baharında askere alınıyorlar. En verimli çağları gidiyor. Analar babalar besliyor büyütüyor. Görüyorsun işte hergün şehit haberi alıyoruz. Aslanlar gibi gidiyorlar kurbanlık kuzu olarak dönüyorlar. Ben acımayayımda kimler acısın.” Dedi genç Önündeki çaydan büyük bir yudum aldı. Ağzına aldığı sigaradan uzuunca bir nefes çekti.
“Bu hepimizin vatan borcu İbrahim, öyle deme, hem askerlik Peygamber Ocağı herkes günü gelince yapmalı bu vazifeyi” dedi. Arkadaşına katılmadığını gösterdi Ali.
“Yok arkadaş ben askere gitmeyeceğim. Hele ki şu dönemde askere gidilirmi. Ben canımı sokakta bulmadım, bi kör kurşuna yok yere hayatımı veremem. “ dedi İbrahim.
“Çok yanlış düşünüyorsun arkadaş” dedi Ali. İbrahim’in söylediklerine bozulmuştu.
Bir yıl önce askerliğini bitirmiş gelmişti Ali. Doğuda görev yapmış vatan için hainlerle çarpışmıştı. Orada arkadaşları gözünün önünde şehit olmuş ama hiçbir zaman İbrahim gibi düşünmemişti. Bu vatan için binlerce Ali şehit olmalıydı. Ama İbrahim’in bu sözleri onu çok incitmişti.
“Sen daha askerliğini yapmadın. Vatan borcunu tehir edip duruyorsun. Ben en sıcak yerlerde yaptım askerliğimi İbrahim. Bu vatan uğruna hainlerle çarpıştım. Arkadaşlarımı şehit verdim. Gerekirse bende veririm ama bize kısmet olmadı. Sen diyorsunki canımı sokakta bulmadım. Onlarda canlarını sokakta bulmadılar.”
Arkadaşının söylediklerine bozulduğunu anlamıştı İbrahim. Bu yüzden birazda lafı yuvarlıyarak “Beni yanlış anladın Ali. Ben o şehit kardeşlerime üzülüyorum elbet. Ama genç yaşta bir kör kurşuna nice aileler geride gözü yaşlı analar kalıyor. Ben o yüzden askere gitmeyecem. Bunun için ne yol varsa deniycem.” Dedi.
Bu sırada aynı asker uğurlayan konvoy önlerinde yeniden tur attı. “En büyük asker bizim asker. En büyük asker bizim asker.”
“Bunlar olacak maalesef ama sen Türk evladısın. Gerekirse canını vermeyi bileceksin. Şehit olmak bir müslüman için en yüksek şehadet mertebesidir. Sen şuna desene ben korkuyorum diye.” Diye Ali İbrahimin damarına dokundurdu.
İbrahim bu lafa çok bozulmuştu. “ O ne biçim laf Ali. Neden korkacakmışım askerlikten. Ben hayatımın baharında askere giderek gençliğimi ziyan etmek istemiyorum” dedi önündeki çayı bitirmeden kalktı hesabı ödeyerek arkadaşıyla vedalaşmadan oradan ayrıldı.
Canı sıkılıyordu. Askerlik çağı geldi de geçiyordu. Tecil hakkıda dolmuştu. Bir şekilde askerlikten yırtmalıyım dedi kendi kendine. Sevdiği kızda onu bekliyordu ama babası askerliğini yapmayan oğlana ben kız vermem diye haber salmıştı.
Bir şeyler yapmalı diye düşünüyordu.
Akşam olunca evine gitti. Yemektede babası “Mehmedin küçük oğlu Hüseyin’ide askere uğurladılar bugün” diye söz açıldı. İbrahim’in canı sıkılmıştı. Babasının sözü nereye getireceğini anlamıştı.
“Sen ne zaman gidecen. Bak yaşın geldi de geçiyor askerliğini yapmadan kimsede iş vermiyo. Böyle kaçarak nereye varacak bu işin sonu İbrahim” dedi.
“Başka planlarım var baba.” Diyerek kestirip attı. Konuyu kapatmak istiyordu ama babasının hiç kapatmaya niyeti yoktu.
“Oğlum ne planı bir iş tutamıyorsun. Ayşe’yi istiyorsun ama babası askere gitmeyen oğlana kız vermem diyor. Haklı! Sende aslanlar gibi git artık askere de dönüşte düğününü yapalım” dedi Sesi şefkatliydi.
İbrahim’in iyice canı sıkıldı. “Baba beni yanınızda istemiyor musunuz? Başınızdan savmak için mi askere gitmemi istiyorsunuz. Size yük oluyorsam söyleyin giderim” dedi
Annesi “ O ne biçim söz evladım. Biz senin iyiliğini istiyoruz. Yük ne demek işte durum ortada senin için üzülüyoruz” dedi.
“O zaman bir daha askerlik demeyin bana” dedi ve sofradan kalktığı gibi evden dışarı çıktı babasının arkasından seslendiğini duymazdan gelerek.
“Muhakkak bir yol bulmalı şu askerlikten yakayı kurtarmalıyım ama nasıl. Tekrar okula mı yazılayım. Ama bu yaştan sonra nasıl giderim? Yurt dışına mı çıksam ama hangi parayla. Bir yolu olmalı” dedi içinde.
İbrahim’in canı çok sıkkındı. Ayşe’yi aramak istedi. Ama bu saatte babası evde olduğu için konuşamazdı. Kahveye gideyim arkadaşlarla bi el çevirir stres atarım diye üşündü. Kahveye gitti. Arkadaşları oturuyordu. Aralarına katıldı. Kahveciden oyun takımı istediler. bir iki saat oyun oynadılar. Yan masada oturanlar yüksek sesle konuşuyorlardı. Onlarda askere giden çocuklardan bahsediyorlardı.
Bir tanesi İbrahim’in de duyacağı bir sesle “Askerlik Peygamber ocağıdır, vatan borcudur. Öyle kaçmakla göçmek korkakların işidir.” Dedi İbrahim bu lafa çok içerledi. Ordanda bir an önce çıkmak istedi. Kimseye bişe demeden oyunu yarım bırakarak arkadaşlarının şaşkın bakışlarına aldırmadan kahvehaneyi terk etti.
Caddede etrafındaki insanlara aldırmadan canı sıkkın bir şekilde dolaşıyordu. Hiçkimse onu anlamıyordu. Gitmek istemiyordu askere. Ne yapmalıydı da kendisi için dert gördüğü bu sorundan kurtulmalıydı. O bu düşünceler içerisinde amaçsızca dolaşırkenUzaklardan gitgide yaklaşan bir ses geliyordu.
“En büyük asker bizim asker, en büyük asker bizim asker” bir konvoy yeniden bir askeri yolcu ediyordu.
Konvoy gitgide yaklaşmıştı. Etrafı konvoyun gürültülü tezavratı sarmıştı. Gençler çılgınlar gibi askere gönderdikleri arkadaşları için bağırıyordu “En büyük asker bizim asker”
Ellerinde tabancalarla havaya da ateş ederek sevinçlerini gösteriyorlardı. İbrahim önlerinden geçen konvoya ibretle baktı.
Yoluna devam ederken bşr anda durdu, arkasında keskin bir acı hissetti. İçini bir şey yakıyordu. Bütün vücudu bu acıdan kaskatı kesilmiş olduğu yere yığılmıştı. Yanlarından geçen konvoy İbrahim’i farketmeden tezahuratlara devam ederek arkadaşlarını uğurlamak için otogar istikametinde yollarına devam ettiler.
“En büyük asker bizim asker”
Yolda yatan İbrahim’ in yardımına civardan geçenler koştu. Hemen hastaneye kaldırdılar.
İbrahim Asker uğurlaması yapan konvoydan atılan bir kör kurşunla vurulmuştu.
Hemen ameliyata alındı. Fakat kurşun omiriliğine yakın bir yere isabet etmişti. Zorlu bir ameliyattan sonra İbrahim kurtulmuştu. Hem hayatı kurtulmuştu hem yıllardır dert ettiği askerlikten kurtulmuştu. Çünkü İbrahim’in belinden aşağısı artık tutmuyordu. Askerlik şubesi onu çürüğe ayırdı. Artık İbrahim askere gitmeyecekti.
Nusret Baba




Yorum bırakın