Hoşgörüye Ne Oldu?


Yemeğin siparişi verileli  on dakika olmuştu. Sipariş gecikince masadakiler homurdanmaya başladı. Ara ara seslerini bilerek yükseltip servisin ne kadar yavaş olduğundan dem vurarak garsonları sözleriyle iğnelemeye başladılar.

“On dakikadır bekliyoruz hala sipariş gelecek.”

“Burda müşteriye değer veren yok ne biçim hizmet kardeşim”

Lokantanın yoğunluğu nedeniyle aşçılar siparişleri yetiştirmekte zorlanıyordu. Bir tanesinin validesi ağar hasta olduğundan izinliydi. Geriye kalan iki aşcıda 25 masa için yemek yapıyordu. Mutfağın hemen önündeki masadan gelen şikayetleri onlarda duyuyor, fakat ellerinden daha fazlası gelmediği için mahcub oluyorlardı. Eğer diğer arkadaşlarıda yanlarında olsaydı herşey zamanında yetişirdi; ama yoktu ve bunu müşterilere anlatmaları imkansızdı. Bu kadar yoğunlun üstüne müşterilerin bu gecikmeleri sanki kasıtlı oluyormuş gibi ağar dille eleştirmeleri hem aşcıları hemde garsonları daha da mahçup ediyordu.

Bu gibi hizmet veren işletmelerdeki gecikmelerden hepimiz rahatsızlık duyarız.  Maalesef şikâyetlerimizi yukarıdaki örnekte olduğu gibi çoğu zaman sesli yaparak,  çalışanları rencide ederiz. Sanırız ki böyle yaparak işlerimiz bir çırpıda çözülecek.

Evet, belki müşteri hizmetin en iyisini hak ediyor. Çünkü karşılığında bir meblağ ödüyor. Fakat beklediğimiz hizmetin gecikmesi bize hizmeti getirenlerinde insan olduğunu unutturmamalı.

Eski Türk filmlerinde görürdük, soğuk sosyetenin;  garsonu, evin personelini hor görmesini; sert üslupla sürekli çalışanlarını küçümseyip alay etmesini. Her izleyişimizde, daima garip ve mazlumdan yana olan Türk refleksimiz, o zengine içten içe öfkelendirirdi. İnsani yanımız acırdı o garsona, temizlikçiye ve aşçıya. Bilirdik ki onlar mazlumdu, herhangi bir insani nedenden ötürü hizmetini aksatmıştı ve hoşgörüyü hak ediyordu. Böyle düşünürdük ekran karşısında.

Oysa bir restoranda veya hizmet aldığımız herhangi bir yerde yaşanılan gecikmelere karşı gösterdiğimiz refleks ekran başındaki bizden ne kadar da uzak.

Bugün nereye gitsem bu tip olaylara şahit oluyorum.  Otobüste hostesi iki dakikalık gecikmesinde azarlıyoruz. Restoranda garsonu azarlıyoruz. Bankada, postanede, kamu kuruluşlarında memuru azarlıyoruz, sabretmeyi unutmuş, karşımızdakinin de insan olduğunu unutmuş bizler, en ufak  zafiyete  tahammül edemiyor, bağırıyor, çağırıyor,iğneliyor, kırıp döküyoruz.

Yemeği beğenmediğimizde eşimizi azarlıyoruz, sabahtan akşama kadar anne babasını özleyen onlarla bir nebze vakit geçirebilmek için can atan çocuğun ısrarlı sorularından bunalıyor evlatlarımızı azarlıyoruz. Büyüklerimizin bizler için daima iyiyi düşündüklerini unutuyor, nasihatlerini dinlemeye dahi tahammül edemiyor bu halimizle de onları azarlıyoruz.

Fakat bütün bunları en küçük dairede hoşgörüden uzak yaşayan bizler yapıyoruz. Büyük dairelere hoşgörü iklimi götürme iddiasında bulunuyoruz.

Sosyal hayatımızda çevremizde en ufak bir soruna karşı tahammül edemiyor hemen tenkid ediyor insafsızca karşımızdakilerin gönüllerini kırıyoruz.  Oysa bilerek veya bilmeyerek kırıp döktüklerimizi görmüyor kendi hatalarımıza karşı gösterilen en ufak bir tepkide hoşgörü edebiyatını en beliğ ifadelerle insanların önüne seriyoruz.

Kendi iç dünyamızda hoşgörü soluklayamadan dışarıdaki hayata hoşgörü soluklarımızı duyurabilmemiz hiç mümkün müdür?  Acaba en beliğ ifadelerle söylediğimiz hoşgörü iklimi ve diyalog türkülerimizin kahramanı biz olamadıktan sonra söylediğimiz türkülere kim alkış tutar, kim bize eşlik eder?

Üstadımızın ifadesiyle en küçük dairemizde ki problemlerimizi halletmeden büyük dairelerde problem çözmeye çalışmak kılıçsız kalkansız savaşa gitmeye benzemiyor mu?

Dünyadaki problemlerin çözümünü hoşgörü iklimini dünyaya yaymakta gören bizler bunu başarmak için önce kendi dünyamızda ektiğimiz hoşgörü tohumlarını yeşertmeliyiz. Kendi dünyamızda açan hoşgörü çiçeklerinin kokusu zaten başkalarının soluklarına kendiliğinden karışacaktır. Bilmiyorum yanlış mı düşünüyorum?

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Ben Murat

Bu sayfayı ne zaman açtığımı dahi unuttum. Ama kendime kendimi hatırlatmak için yeniden buraya geldim.

Let’s connect