Hayat adına ne kadar ahkam kesersek keselim hayat bir şekilde bizi kestiğimiz ahkama pişman ediyor. Tükürdüğümüzü bir şekilde yalatıyor yani. Senden sonra hatırlanacak boyundan büyük bir laf etmek istiyorsan eğer o laf ” sen sen ol boyundan büyük laf etme” olmalı. Dünyada herşey alabildiğine hızl değişiyor. Çok klişe sözlerle zaten üç beş tane okuyan insanıda boğmak istemem ama bilgi çağında bilgi sürekli katlanırken toplum bir gecede zengin bir gecede fakir olurken. Statüler sürekli el değiştirirken biz bu değişimin içinde ne kadar sabit durabiliriz.
Bu kadar değişkenlerle dolu bir dünyada sözlerin sabit durmasını beklemek ham bir hayal olur. O yüzden insan hayatın düzensizliği içinde kendine bir düzen kurmasını öğrenmeli. Heleki günümüz dünyasına “hele bir yerinde dur oran buran oynamasın ben hayatımı programlıcam” demek o daha bir hayalperestlik olur.
Toplum bu kadar değişirken maalesef değer yargılarımız okyanusun dalgalarıyla dövülen kayalıklar gibi sürekli aşınıyor. Aynı olaya karşı gösterdiğimiz tepkide bu değişimden nasibini alıyor. Çünkü ahlaki değerler değişiyor, öfkelendiğimiz şeyler değişiyor, güldüğümüz şeyler değişiyor, beğendiğimiz şeyler değişiyor, saygı duyduğumuz insanlar, fikirler değişiyor, Hassasiyetlerimiz, reflekslerimiz değişiyor. Peki soru hemen ardından geliyor. Bu değişim bizi nereye götürüyor. Bilgi çağının tam göbeğindeki insan ve onun çoğulu toplumlar kendi sabitlerini koruyamazken bu hızlı değişim adına gelecek tahmini yapabilir miyiz?
Sinemada bu değişimin bizi götüreceği yerle alakalı yüzlerce deneme bilim kurgu film var. Fakat onların öngördüğü gelecek hiçbirimizin hoşuna gitmeyecek türden. Yaa tamamen kaosun hakim olacağı bir dünya yada tüm hislerden arınmış tamamen otoriter bir dünya. İki farklı öngörüddede insanoğlunun fıtratına uyan bir gelecek yok maalesef.
Eğer hayatımızdaki değişimle beraber ahlaki değerlerimizin de değişimi bu iki öngörüden birine bizi götürecekse oturup insanoğlunun bazı şeyleri düşünmesi gerekmezmi? Bilgi ve teknolojinin başdöndürücü bir hızla arttığı bir dünya bizi yukarıda capslediğim filmlerdeki hayata mı sürüklüyor. Bu yönde nasıl bir adım bizleri bilgi çağında en doğru ve en ahlaki yola götürür. Bu değişim inançlarımızı etkiler mi, inançlarımız bu değişimle beraber sorgulanmayı gerektirir mi? Yada onları bu değişimden koruyabilir miyiz? Yoksa bu değişim kutsal kitaplardaki kıyamete mi bizi sürükler?
Neyse bu kadar soru sorduk bu kadar derine dalmak benim gibi sığ bir adamın boğulmasına yeteceği için burada yazıyı virgülleyeyim. Çok bile yazdım. üstüne tartışmak isteyen yorumunu yazar. Bende zaman müsait oldukça konu hakkında sınırlarımı zorlarım.






Yorum bırakın