Boş bir kağıda dakikalarca baktım. Eli kalem tutanlardandım bir zamanlar. Şimdiyse bakakalanlardan. Elimden alındı kimseye ait olmayan ama herkesin hakkı olan; deniz,  yeditepe ve Haliç, balık ekmek ve taze çekilmiş kahvenin hoş aroması… Ormanlar zaten gitmişti o artık bizden önceki kuşakların hatıralarına ait.

Geriye bıraktıkları grilikle artık ne kadar yaşanır bilmiyorum. Cam ve beton karışımını medeniyet diye yutturup keşmekeşlik içinde daha nefes alamazken hayal mi kuracaktık ki kalem tutalım. Ne aşk kaldı ne şarkı. Şarkılarda hatıralarda aşkta. Suçlusu birazda biziz. Bir hanzonun kadınınını döverken bakıpta geçen -neme lazımcılar- gibi bu şehri katleden, boğazlayan, ırzına geçenlere karşı bizde o neme lazımcılar gibi baktık boş boş. Yapabildiğimiz tek şey şuanda yaptığımız gibi ardından ağıt yakmak. Cümle kalabalıkları ile vicdan kanatmak. Neye yarar bilmiyorum.

Bakın bakalım en güzel İstanbul fotoğraflarına bir aratın Google da. Çoğu gece çekilmiş. Üstüne örttüğü siyah bir örtüyle ne kadar güzel olabilirse o kadar güzel bu şehir. Kirletildiğini gizlemek için ışıklarıyla aldatıyor seni. Sanırsın bu şehirde cümbüş var. Işık dediğin şey şehre inen binlerce kurdun gözü. Sofrada paylaşacak ne kaldıysa onun kavgasını veriyorlar hergün ve hergün. 

İstanbul ülke gibi, ülke de İstanbul gibi yediği içtiği ayrı gitmez hiçbirinin. Kalmadı farkı birbirinin. Habire insan öğütür midesinde ama kimse ses etmez. Bağırana çığlık atana kötü gözle bakarlar. Yarım kalan hayatlar bir hayalin peşinde tükenir.

Şehir kirlidir ülke kirlidir içinde barınan herşey  artık gridir bu şehrin. Sense bakarsın beyaz kağıda yazmak istersin ama yazamazsın. Tabi ki ben bir Yahya Kemal değilim ama artık bu şehirde Aziz değil sizde onu bilin.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Ben Murat

Bu sayfayı ne zaman açtığımı dahi unuttum. Ama kendime kendimi hatırlatmak için yeniden buraya geldim.

, , ,

Let’s connect