Büyüdüğüm Yer

Büyüdüğüm yer İzmit. İzmit’in nasıl bir yer olduğunu bilen bilir. Ülkenin en çok vergi veren aynı zamanda stratejik bölgelerinden biridir İzmit. 99 depreminde herkes buna şahit olmuştur.

Güzelim şehri neden sanayi bölgesinin bel kemiği yaptıklarına hala bir anlam verebilmiş değilim. Ecdadın, yeşile, doğaya gösterdiği saygının aksine son 100 yılda bu topraklarda ağaç dallarının yerine fabrika bacaları yükselmişti. Neyseki kimi yerlerde hala asırlık çınarlar korunabilmiştir İzmit’te.

Ben ne olursa olsun İzmit’te büyümekten İzmit’i tanımaktan her zaman memnun oldum. Halada kendi adıma keşfedemediğim güzelliklerin olduğunu tahmin ediyorum.

Başta da söyledim iki tepenin arasında sıkışmış bir mahallede büyüdüm ve orada doğdum. İsmi lazım değil ben oraya Güneş görmez adını takmıştım. Ne muhitim nede evim sabah ve akşam güneşini adam gibi! görebiliyordu. Düşünsenize iki tepe; biri karşımdaki batıyı, üzerinde büyüdüğümse doğuyu benden esirgemişti.Geçmişle geleceğimin önünde iki set gibiydiler. İşte bu yüzden sık sık bu iki tepenin zirvelerinde cirit attığımı ve batan güneşi uğurladığımı hala dün gibi hatırlarım.

Türkiye’de klişedir siz ya batılısınızdır yada doğulu. Bizlerse ne doğunun nede batının çocuklarıydık. İki kültürün arasında sıkışmış umutlarında batıyı, köklerinde doğuyu harmanlamış bir mozaiktik. Ailem ekmeğinin peşinde karadenizin en ücra köşesinden; karşımdaki komşum aynı zamanda öğretmenlerim memuriyetleri gereği Urfa’dan gelip bu gölgesi bol ışığı az muhite yerleşmişlerdi.

Hayat çok mu zordu? Hayır; bana göre hayatımın en unutulmaz anlarının en güleç yüzlerine şahit olduğum dönemlerdi o yıllar. Çünkü bizler küçüktük ama bir dünyayı içine sığdırabilecek kadar geniş bir yüreğe sahiptik. Zaman zaman beraber ağladık acılarımızı paylaştık ama her zaman dışarının olanca bencilliğine rağmen hiçbir zaman yalnız değildik.

Böyle yerlerin en güzel yanıda buydu. Herkes birbirini tanırdı. Karşımıza halamın kayınpederinin diktiği, ben büyüdükçe büyüyen apartmanının aksine, soğuk duvar kültürünün o ıssız, insanı boğan, yalnızlaştıran ve komşuluktan uzak havası hiç uğramamıştı bu mahalleye. Güneş görmüyordu belki, iğneci Nurettin lakabıyla meşhur Ssk emeklisi büyükbabam gece gündüz boş durmuyordu belki, şehrin ikliminden her zaman birkaç derece daha soğuktu belki ama insanların samimiyeti kalbinden gelen sıcaklığı vardı ki bu herkesin içini evlerinde yanan soba kadar ısıtmaya yetiyordu.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Ben Murat

Bu sayfayı ne zaman açtığımı dahi unuttum. Ama kendime kendimi hatırlatmak için yeniden buraya geldim.

Let’s connect