İĞNECİ NURETTİN
İğneci Nurettin; beraber mahallenin tozlu yollarında yürürken tüm mütevaziliğine inat boynu dik göğsü şişik dolaştığım insandı. İğneci Nurettin benim gözünde mahallenin en saygın –ki öyleydi- en itibarlı şimdilerin tabiriyle en popüler karakteriydi. Bu fakir mahallenin eski türk filmlerindeki babacan doktoruydu o.
Doktoruydu demek o yüce mesleği bir nevi hafife almak sayılabilirdi elbet çünkü bir doktor olmak malumunuz her yiğidin harcı değildir. Birinin doktor olabilmesi için ne kadar beynini, zamanını bu yola feda etmesi gerektiğini hemen her türk evladı bilir ve anne babanın her çocuğu için yakıştırdığı en âli meslektir doktorluk. Büyükbabamsa meseleye bu yönüyle bakıldığında doktorluktan epey uzaktı çünkü o askerliğini İzmitte yapmış ve sonrasında köyüne dönmemiş İzmit’in Sigorta hastanesinde işe başlamıştı. Bir zaman sonra ailesinide buraya aldırarak ömrünün geri kalan kısmını İzmit’in sisli karbonmonoksit gazını soluyarak geçiren sıradan insan evladıydı.
Hastanede işe ne olarak başlamıştı bilmiyorum ama hasta bakıcısı olarak emekli olduğunu hatırlar gibiyim. Yani doktorlukla diploma adına herhangi bir alakası yoktu. Sanırım ilkokulu ancak bitirmişti. Fakat nasıl bir hastabakıcısı bu kadar hastanesinde saygı görür onuda hala anlamaktan acizim. Zira bende büyükbabam sayesinde o hastane koridorlarının kesif tentirdüyot-ilaç karışımı kokusuna aşinayım ve bir doktorun muaynehanesine girdiğinde nasıl ayakta karşılandığına ve bir başhekimmiş gibi alaka gösterildiğine çent defa şahit olmuşumdur.
O, pansumanı, iğneyi ilacı ve hatta sünnet etmesini burada öğrenmiş bu işleri yapabilecek ehliyeti yine bu hastane koridorlarında almış eve geldikten sonra da mahallleliye cüzi bir ücret karşılığında hizmet etmeye devam etmişti.
Şimdilerde tek tük te olsa iğnesi olanlar, tansiyonunu merak edenler hala büyükbabamı ararlar.
Vaktiyle onun gecenin bir yarısında acil bir hasta içinde olsa uykusunu hiç çekinmeden bölüp bu iki tepeli muhitin bir tepesinden ötekine yol arşınladığına çok defa hayalhaneme şahitleriyle kaydetmişimdir. Elbette babaanneminde bu vakitli vakitsiz kapıya gelip hayat arkadaşını hastaları için götürenleri pekde hayırla yadettiğini söyleyemem. Her zaman onun gidişinin ardında homurdanmış ama çokta ses etmemişti. Bilirdiki o ne söylerse söylesin büyükbabam yinede gidecekti.
Ve bilmiyorum bunda gururlanıcak birşey varmıdır ama mahallenin birçok delikanlısıda büyükbabamın attığı kesikle erkekliğe adımını atmıştı. Kendisi başta da dediğim gibi iğneciliğinin yanında sünnetçiliğiylede ünlüydü. Belkide bu yüzdendir vaktiyle mahalle gençlerinin en mahrem yerlerine şahit olmasından ötürü onların dedemi gördükleri yerde utanmayla gelen saygı ve edepleri.
“Oo Nurettin amca nasılsın?” ile başlayan selamlaşma ve hal hatır suallerinin ardından, çoluk çocuk ve torunların hal ve keyfiyet durumlarıyla ilgili karşılıklı iki taraf birbirine malumatlar verir ve son olarak eşe dosta gönderilen selamlardan sonra yolda yürümeye devam ederdik. Ki ben küçüktüm, bu diyalokları oflaya puflaya seyreder ama yinede büyükbabamı tanıyan şahsın benide görmesini şöyle genelde bir kaç kelime dışında değişmeyen “Torununmu?, Mehmedin evladımı? Ortancamı?” sorularından sonra “Maşallah ne kadar da büyümüş ufacıktı” demesini pek sever ve isterdim. Ve büyükbabamla her yola düşmemizde varacağımız yere kadar bu hal belki 4-5 defa tekrar ederdi.
O herkesin yardımına koşmuş dertlere deva olmuş büyük bir kahramandı. Saygıyıda hakediyordu. Şimdilerde omuzları iyice çökmüş yürümekte zorlandığından bastona muhtaç duruma düşmüş saçı sakalı artık bembeyaz olmuş olsa da benim ve diğer 11 torununun her zaman hayallerinin kahramanı olmaya devam edecek. Her ne kadar ağar elinden çok penisilin, novaljin iğne yemiş ve her iğneden önce ortalığı velveleye verip ağlayarak kaçacak oda aramış olsakda. Allah ona uzun ömürler versin.





Yorum bırakın