Odun taşımak yada taşıtmak
Odun taşımak yada taşıtmamak işte bütün mesele, Yıllar su gibi akıyorda biz bunun farkına varamıyoruz. Ne zamanki geriye dönüp bakıyor, dünle bugün arasında ki uçurumun ne kadar derinleştiğini görüyoruz ve saçımıza daha genç diyebileceğimiz yaşta ak düştüğünü farkediyoruz işte o zaman beynimizin içinden bir ses yankılanıyor “hey gidi günler”.
Geçmişe takılıp kalmamak gerek biliyorum ama hayatımın gösterilmiş karelerini hafızamda geri sardığımda o kadar çok bana tebessüm ettiren anılarım varki ister istemez onları anmadan edemiyorum ve şimdinin keşmekeşliğinden kurtulup bir zamanların bana saf gelen dünyasında huzur arıyorum. Başkalarının benim hakkımda ne düşündüğü yada geçmişimi bilmeleri beni korkutmuyor. ben kendime gülmeyi seviyorum ve eğer güldürebilecekse şayet başkalarıda bana gülsün farketmiyor benim için. Beni ve ailemi tanıdığınız zaman size hakkımda anlatacakları standart bir kaç küçüklük anım vardır efendim. Ben öyle gurur duyulacak bir işe imza atmış bir insan değilim. Süper zeka veya küçük dahi diye de anılmadım hiçbir zaman. Yaramaz olduğumu biliyorum ve zaman zaman öyle anormal davranışlara imza atmışımdırki bugün onları hatırladıkça ben dahi güler ama neden böyle davranmış olduğuma mantıklı bir açıklama getiremem. Bu yazıları okuyan bir psikolok yada ne bileyim ruh bilimci bi zat varsa ne olur bana kim olduğumu ve bu gidişin nereye vardığını söylesinJEfendim size şimdi anlatacağım şeyler her ne kadar ben saklamaya çalışsamda ailemin tanıştırdığım her dosta anlattığı komik ve absürt anılarımdan küçük bir demettir.Ben deniz hayatımın doğumdan liseyi bitirdiğim dönemine kadar o iki tepenin arasına sıkışmış varoş diyebileceğimiz yerde büyüdüm. Büyükbabamın 5 katlı, apartman desen apartman değil gecekondo desen gecekondu değil binasının 3. katında ikamet ettim. Eh 80 ler benim yıllarımdır ve o zamanlar kaloriferli daire demek plajyolu diye bilinen lüks semtindeki apartman çocuklarına has bir keyfiyetti. Ben küçükken yazın sonları bizler için çok tatlı hurra bir telaşın yaşandığı dönemlerdi. Çünkü yaz sonu demek bizim gibi orta direğin 9 taksite odun kömürünü tedarik edip derme çatma bodrumuna yığma dönemiydi. Hemen hergün bir komşuya ya odun ya kömür gelir bütün genç,yaşlı, çoluk çocuk demeden o kömürleri odunları taşırdık. Ve bu benim en sevdiğim şeylerden biriydi. Sorucaksınız o toz kir yorgunluk… bunun neresi güzelki? Efendim güzeldi çünkü odununu kömürünü taşıdığımız komşular iş bittikten sonra muhakkak taşıyan çocukların ceplerine ya 3er 5er harçlık verir yada yengeler biz taşırken mutfakta limonata pasta yapar yedirirdi. Benim gibi küçük bir çocuğun gözünde bir çikolata parası demek bütün gün o odunları taşımaya değer demekti. Yada o yorgunluğun sonunda bütün herkes biraraya gelip o pastadan yerken soğuk limonataları içmek, espriler havada uçuşurken gülüp eğlenmek hayatta başka hiçbir zevke değişilmeyecek anlardı. Tamamda absürtlük bunun neresinde? Ben bu ortamları her ne kadar sevsemde bu sadece başkalarının odununu kömürünü taşırken yaşamak istediğim anlardı. Şimdilerde yavaş yavaş çözmeye başladığım asıl problem şuydu: ne zaman ki bizim odun kömürümüz gelse bizden olmayanların bizim odun kömürümüzü taşımasına tahammül edemez hatta öfkemden ağlar “Taşımayın lan bizim odunlarımızı” diye kendimce öteki olarak gördüğüm mahallenin bizle herhangi bir kan bağı olmayan çocuklarına bağarırdım. Düşünün mahallenin çocukları sırf iyilik olsun diye odun kömürlerinizi taşıyor ama siz buna engel olmaya çalışıyorsunuz.Yıllarca benim bu davranışım alay konusu oldu her eve gelen misafire geçmişten dem vurulduğunda ilk bu hareketim anlatıldı ve gülündü. Ama kimse neden böyle yaptığımı sormadı. Çocukluk işte dedi. Bende hayal meyal hatırladığım bu hareketimin arkasındaki nedeni hep merak ediyor ama hiç mantıklı cevap bulamıyordum. Şimdilerde kafama takılan bu absürtlüğe kendi dünyamda gerekçe bulmayı başarabildim. Cevap benim içimdeydi. Ben deniz efendim paylaşmayı çok seven bir insan değilimdir 😀 Mantalitem odun ve kömürleri elin çoluk çocuğu ile taşıyarak birde sonunda gelen ödülü yine bu elin veletleriyle paylaşmayı kaldırmıyordu. Zaten iyi taşıyamıyorlardı, kimiside hep bitmeye yakın geliyor göstermelik yardım ediyor bizim kadar yorgun olmamalarına rağmen bizim kadar pasta yiyor limonata içiyorlardı! Kardeşim bu adalet miydi? Elbetteki kızacaktım böyle yarım yamalak iş yapıp pastadan eşit pay almak varmıydı ,benim mantığım bu adaletsizliği kaldıramıyordu!!! Bütün isyanım bunaydı. İşte bu yüzden el elin eşşeğini türkü çağıra çağıra ararmış misali göstermelik yardım edeceklerine hiç yardım etmesinlerdi biz hepsini evel Allah taşırdık varsın bir saate değil 2 saate taşırdık; ama taşırdık.Olmadı, ben ne kadar bağırıp çağırsamda hep yardım ettiler ve pastadan börekten çörekten, limonatadan veya harçlıktan bizim kadar aldılar! Tabi ki annem babam benim bu öfkeme aldırmadılar. Ve bu adaletsizliğe bilerek göz yumdular!!! Bizim sokak dar olduğu için ne zaman odun kömür gelse arabaların geçişi iki sokağın kesiştiği dönemeçte oturduğumuzdan sorun oluyor koca sokaktan gerisin geriye dönmek zorunda kalıyorlardı. Bizimkilerin derdi, daha fazla gelen giden arabalara sorun oluşturmadan ortadaki yakacak odunu kömürü bodruma yığmaktı. Öylede oluyordu. İkindi vakti gelen yakacak akşama kadar taşınır kömürlüğün önüne yığılırdı. Babam, büyükbabam ve amcam onları parçalar güzelce yerleştirilerdi. Ben hep yıllarca büyükler gibi odun kırmak istemişimdir ama küçük olduğumdan bunu yapmama hiç izin vermediler büyüdükçede elime yakıştıramadılar. Neyse efendim. Nihayetinde bizler sobalarda odun kömür yakarak ısındık ve öyle büyüdük. Öyleki banyomuzu dahi odunla ısıttığımız sıcak su kazanıyla yapardık. Nerde bizde o zamanlar 7-24 sıcak su keyfi. o günler böyle geçti işte. Ve ben en sonunda kimsenin anlayamadığı bu tavrıma sonunda mantıklı bir açıklama getirebilmenin huzuru içerisindeyimJ eee napalım bizde küçüktük…




Yorum bırakın