Zeytin Ağacı



Her günahı bağışlarım yalnız kul hakkıyla gelmeyin demiş Allah. Son günlerde Stv’nin yeni dizisi Hakkını Helal Et’in tutkulu fanatiğiyim. Eski bir hırsızın babasının ölümünden sonra tevbe etmesini ve Allah korkusuyla üzerindeki kul haklarından kurtulmak için hayatında yeni dönem açıp cesaretle üzerinde hakları bulunanlardan helallik almak için yaşadığı serüveni anlatılıyor dizi.

Kul hakkı gerçekten ahirette hesabı çok çetin olacak bir sorumluluk. Yukarıda ki sözde Allah (cc) ne kadar önemli olduğunu bildirmiş.

İzleyenler eminim benimle aynı fikirdedir. Etkilenmemek ve dizideki kahramanın azmini takdir etmemek elde değil. Fakat çektikleri sıkıntılara göğüs germek bu uğurda aşağılanmayı hakarete maruz kalmayı göze almak her yiğidin harcı değil. Kul hakkının en ufağı dahi insanın ahretine mal olabilir. Çünkü başkasına verdiğimiz zararın ne denli büyük olduğunu bilemeyiz. Bir gün çocukluk arkadaşım Tamer sanırım bana bir şey vermişti. Eve geldiğimde babam bunu nerden aldın diye sormuştu. “Tamer verdi” dememe rağmen böyle bir şeyin hediye edilemeyecek kadar değerli olduğunu düşünen babam bana inanmadı ve yalan söylediğime kanaat getirerek “bak oğlum çöp kutusunda bulduğun bir üzüm çöpünün dahi öbür tarafta verilecek hesabı var, o yüzden velevki Tamer bunu vermişse dahi onu geri ver” dedi (bu arada hakikaten arkadaşımın bana neyi hediye ettiğini şimdi hatırlamıyorum. Artı babam çöpten üzüm tanesi bulsan da derken o sırada akşam yemeğini yemek için hep beraber bir sininin başında oturduklarından sininin üzerinde duran üzüm çöpünü işaret etmişti) Ben sonrasında hediye edilen o şeyi geri verdim mi bilmiyorum. Fakat babamın o nasihatını hiçbir zaman unutmadım. Amma o nasihatinden önce yaşadığım ufak bir anımı sizlerle paylaşmak istiyorum.



Bizim güneş görmez mahallesinde şimdilerdeki gibi her yer beton değildi kuzeye doğru uzanan vadinin yine kuzeye gittikçe hane sayısı azalır ama bahçelerin büyüklüğü artardı. Hele tepeye doğru tırmandıkça bahçeli evlere daha sık rastlardınız. Mesela bizim iğneci Nurettin’in de bir bahçesi vardı. Ama bilmiyorum bahsettim mi bahçe meyilli ve içerisinde iki erik biri yaşını başını almış dut biri henüz çömez kızılcık ve bir tanede incir ağacı olmak üzere güzel meyve ağaçları vardı. Ama biz küçüktük be kardeşim öyle kolay değildi gözlerimizi doyurmak. Ben küçükken nası desem böyle tepelere ve vadinin kuzey yamacına doğru yürümeyi severdim hem de tek başıma!

Neyse bir sabah böyle kendi kendime tepelerde gezerken bir evin bahçesinde dikkatimi bir ağacın meyveleri çekti. O ne iri ve morarmış eriklerdi öyle! Koca kocaydı. Hemde bahçenin öyle çitleri felanda yoktu. Ağaçta gel meyvelerimi topla diye civardan geçenleri davet ediyordu sanki. Ee bende küçüktüm. Henüz babamdan o derside almamıştım. Aklım kul hakkının vebaline henüz ermiyordu da. Meyvelerde sanki beni çağırıyordu.

Şöyle bir etrafıma baktım. Sahibi ortalıkta gözükmüyordu. Zaten insanların kendine yeni yeni geldikleri erken saatlerdi. Düşünün artık sabah sabah ortalıkta ne aradığımı bilmeden deli danalar gibi gezen mecnun modunda bir çocuktum işte. Hemen ağaca tırmandım. O mosmor olmuş koca koca erikleri! tatmayı akıl edemeden üzerimdeki penyenin eteklerine doldurmaya başladım. Doldurdukça doldurdum. Açgözlüydüm işte böyle irice şeyleri kimseye bırakmadan hazır kimsede yokken toplamak sonra doya doya, yalnız başıma mideye indirmek istiyordum. Neredeyse ağaçta meyve kalmayacak kadar topladım. Neden sonra toplamaya ara vermek zorunda kaldım. Çünkü penyemin etekleri dolup taşmıştı. Birazını yiyeyim sonra kalanını da toplayayım dedim. Veee….

Ne olduysa o zaman oldu. Bir tanesini mor erik niyetine ağzıma attım ısırdımmm ve ısırmamla tükürmem bir oldu. Ağzım bir anda buruşmuştu. Neden tükürdüm. Çünkü sabahtan beri mor erik diye umarak üzerine tırmandığım bu uğurda üst başımın kir toz içinde kalmasını göze aldığım ağaç erik ağacı değil zeytin ağacıydı. Küçüktüm dedim ya. Yaşadığım o hayal kırıklığıyla sinirlenerek eteğimdeki bütün o zeytinleri yere fırlattım acımadan. Ve hemen sinirli sinirli oradan uzaklaştım. O kadarki ağacın sahibini görsem neredeyse ona patlayacaktım yaşıma başıma aldırmadan.

Şimdilerde yeni yeni anlasamda bu aslında benim için bir ders olmalıydı. Başkasının malına göz diken bana Allah tarafından indirilmiş şefkat tokadıydı sanki. Fakat meselenin diğer yönü başkaydı. Şimdilerde hiç tanımadığım yabancı birinin ağacından meyveleri izin almadan yemenin içimde git gide ağarlaşan sorumluluğu var. Bunda gülünecek bir şey yok. Aradan o kadar zaman geçti ki ben nerede kimin bahçesiydi maalesef bunu hatırlayamıyorum. Geçen onca zamandan sonra kimden gidip helallik isteyeceğimi de bilmiyorum. Ama üzerimde bir zeytinin dahi olsun vebaliyle O’nun (c.c.) karşısına çıkmak istemiyorum.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Ben Murat

Bu sayfayı ne zaman açtığımı dahi unuttum. Ama kendime kendimi hatırlatmak için yeniden buraya geldim.

Let’s connect