Millet olarak hayatımızda maalesef ki siyaset önemli bir yer ediyor. Siyasetle ilgilenmeyen çok az insan var ki onlara bakınca uzaylı görmüş gibi oluyoruz.
Bütün renkler birileri tarafından sahiplenilmiş. Kokumuz, rengimiz, sakalımız, bıyığımız saçımız, elbisemiz, dilimiz, selamımız; hatta oturduğumuz semtimiz olmuş siyaset. Hayatımız hep ona göre şekillenmiş.
Hayatımıza bu kadar siyaseti sokmak ister istemez sosyal çevremizi de etkilemiş. Hepimiz bir köşeyi tutmuş ve yay gibi gerilmişiz. Farklı uçlarda arkadaşlar edinmek lüks olmuş. Doğrularımız sadece bizimle aynı siyasi görüşe sahip insanlar tarafından kabul görülür olmuş. Bizim A dediklerimiz başkalarının B si C si olmuş…
Şimdi bir virgül koyalım.
Biliyorum biraz keskin bir tablo çizdim. Daha bu kadar sivrilmedi toplum. Hala farklı siyasi tercihleri olan insanlarla merhabalaşıyor hatta şakalaşıyoruz. Sağcı Alper’le Sol açık Nevzat arada bir sürtüşsede şükür ki hala arkadaşlar!
Yukarıda abartılı çizdiğim tablo henüz gerçekleşmedi Fakat Türkiye gibi bir ülkede ytarihi tekerrürlerin yeniden yaşaması pekala mümkün.
80 sonrası bir dönem gençlik a politik yetişti. Çok fazla suya sabuna dokunmadı kimse. Postalların gölgesi ülke yönetiminin üzerinde duruyordu. 90 larda Siyaset normale döndüğündeyse millet yeniden heyecanlandı. Özal’ından Demirel’e, Erbakan’ından Türkeş’ine ve İnönü’ye kadar geniş bir yelpazede siyaset renklendi. İnsanlar birbirlerini çok kırıp dökmeden yeniden kimliklerine siyasi tercihlerini eklemeye başladılar. Toplum o zamanlar bu kadar gergin değildi çünkü siyasetin dili şimdiki gibi kırıp döken bir usluptan uzaktı. Son 15 yılı anlatmıyorum çünkü bu yazıyı okuyorsanız zaten o dönemleri ihtimalki bizzat yaşamışsınızdır . Bugün geldiğimiz noktada insanlar yine siyasileşiyor ve bu sefer siyasileşme daha kırıcı oluyor ve daha keskinleşiyor iyi birşey mi değil mi diye soranlara cevabıma her zamanki klişeler yetişiyor.
Gelişmiş demokrasilerde, yani batıda siyaset insanların bu kadar gündeminde değil. Olmaması da en doğalı. Çünkü Ülke, gelişmiş demokrasilerde sadece siyaset kurumlarıyla yönetilmiyor. İnsanlar bütün sorunların çözüm adresini devlet olarak görmüyor. Gelişmiş demokrasilerde siyaset adamları kutsanmıyor. Gelişmiş demokrasilerde kimse bir siyasi gördüğünde önünü iliklemiyor, ayağa kalkmıyor. Peki gelişmiş demokrasilerde ne oluyor? Gelişmiş demokrasilerde halk yönetime sadece oy vererek katılmıyor. Gelişmiş demokrasilerde eleştiren insana kimse “siyaset yapmak isteyen parti kursun” demiyor. Gelişmiş demokrasilerde halk yönetime sivil toplum kuruluşlarıyla da katılıyor. Fikir birliği, ülkü birliği, kültür birliği sadece parti çatısı altında olunca meşru olmuyor. Dernekler, vakıflar, platformlar da -yani kısaca STK’lar- demokraside meşru bir yer ediniyor. Ve konuşmaları siyaset yapma anlamına gelmiyor.
Mış gibi yapmayalım. Hemen itiraz da etmeyelim bu ülkede sadece güç sahiplerinin izin verdiği STK’lar; onlarda eleştirmedikleri sürece büyüyüp gelişiyor. Evet bizde de dernekler vakıflar var ama sesi yüksek çıkanların perdesini sıyırdığımızda arkasında bir partinin gölgesi karşınıza çıkıyor. Yani bir partiden icazet almadan STK’lar konuşamıyor konuşursa hiç kimse arkasında durmuyor. Oysa gerçek demokrasilerde STK lar o kadar güçlü, o kadar özerk ki kimse onları farklı seslerinden ötürü sindirmeye çalışmıyor, biat etmeye zorlamıyor. Hükümetlerin icraatlarını eleştirdiklerinde siyaset yapmakla suçlanmıyor -ki siyaset gerçek demokrasilerde partilerin tekelinde meşru olmuyor-
Hülasa gerçek demokrasilerde siyasi kurumlar, partilerle dar bir çerçevede kalmaya zorlanmadığı için halk daha demokrat davranabiliyor. Halk bir parti tercihi yapmak zorunda bırakılmıyor. Devlet yönetiminde söz sahibi olmak için bir partinin sultası altına girmeye zorlanmıyor. Dolayısıyla bugün ki gibi halk keskin kutuplara savrulmuyor, insanlarda bölünme korkusu yaşanmıyor.
Bugün ki yapıda Türk siyaseti dar kalıplarından kurtulmak zorunda. Türkiye’de demokratik temsiliyet sadece partilerin dar çerçevesinde devam ettikçe kutuplaşmada artacak ve ülkede galiba birilerinin işine yarıyor ki sürekli gerilim yaşanacak.
Türkiye konuşmaktan korkmamalı. Özellikle devlet kurumları eleştiriye açık olmalı. Eleştirileri vatan hainliğiyle, darbe suçlamalarıyla yaftalamamalı. İnsanları etiketlemekten vazgeçmeli. Şiddeti teşvik etmeyen her eleştiriyi korkmadan göğüsleyebilmeli ve hatta saygı duymayı öğrenebilmeli. Bu ülkede herşey konuşulabilmeli. Bunların olması bir gecede mümkün değil elbette. Nereden başlamalı diyenlere ilk adım çocuklarınıza başkalarının fikirlerine saygı duymayı öğretebilirsiniz ve şiddetin çözüm olmadığını…




Yorum bırakın