Merhaba Belgrad


Kader hakkında bir şey söylemek Müslümanlar için sırattan geçmek gibidir. Eski alimler kader hakkında kendilerine sorulan sorulara başında bir kuş varmışta her an uçacakmış titizliğiyle cevap verirlermiş. İmanın bir rüknü olduğu için yorum yaparken yanlış yaparda dinden çıkarım endişesi taşınırmış. Hakikaten kader hakkında fikir beyan etmek düşünen hassas insanlar için öyle kolay olmasa gerek.
Benim gibi yüzeysel insanlara ise bu konuda söz hiç düşmez. Ama kader imanın bir rüknü olduğu için bize de iman etmek düşer. Konumuz ile kader arasındaki ilişkiye gelince, hayatının bir dönemini Bosna da geçirmiş biri olarak benim için Belgrad tarihimizdeki yeri ne olursa olsun hep burun kıvırdığım bir şehir olmuştu. Özellikle Boşnakların arasında yıllarca kala kala bende Sırplara karşı içimde büyük bir önyargı geliştirdim. Bosna savaşıyla alakalı çok araştırma yaptım çok kitap okudum vs. Bu nedenle hala Sırpları bu savaşta haksız, hatta zulmün baş müsebbibi görürüm ki herhalde insanlığın hemen hepsi benimle aynı fikirdedir. Kimsede yaptıkları zulmü dövüşte yumruk sayılmaz mantığıyla açıklayamaz. Her şeyin bir kuralı nizamı etiği vardır ve savaş dahi  haklı veya haksız bakılmaksızın kuralına göre yapılır, yapılmalıdır. Eğer siz savaşı bahane edip evrensel hukuku çiğnerseniz bedelini er veya geç ödersiniz. Savaşta ki en önemli kırmızı çizgi, masum insanlara zarar vermemektir. Kadınlar ve çocukların her daim dokunulmazlığı vardır. Onlara karşı işlediğiniz suç aynı zamanda bütün insanlığa karşı işlenmiş demektir. Tarih sizi yaptıklarınızdan ötürü affetmez ve sizi gelecek nesiller katliamcı zalim bir millet olarak tanır. Bosna savaşında Sırpların yaptıkları hepimizce malum olduğundan Sırplara karşı hep mesafeli durdum. Ama kader dedim ya beni, hep burun kıvırdığım ülkenin başkentine getirdi. Hem de ne gelme… adeta kavimler göçü misali bütün ailemle geldik buralara. 3 çocuk eşim ve ben.
Yıllarca burun kıvırdığım ülkenin burun kıvırdığım başkentinde yaşıyorum yaklaşık 3 aydır ve bu 3 ayda yıllarca öğrenemediğim şeyler öğrendim. Hani dikkat edin çok şey öğrendim demiyorum yılların öğretemediği şeyler öğrendim. Nicelik değil niteliği kastediyorum.
Hayata daha geniş bakmak gerektiğini öğrendim burada. Öğrenmenin önündeki en büyük engelin önyargılar olduğunu öğrendim.  Güzelin, çirkinin, faziletin, hiçbir şekilde bir millete mahsus olmadığını öğrendim. Hani ilk defa ülkemin dışına çıkan biri de değilim ama öğrenmek, tanımak için gezmek de yetmiyormuş bir yerlerde kalmak gerekiyormuş, zaman gerekiyormuş, bazen dayak yemek gerekiyormuş, bazen konuşmak gerekiyormuş, bazen yemek yemek gerekiyormuş. Bunları bir kere değil çok yapmak gerekiyormuş. Tek bir insanla değil çok insanla konuşmak gerekiyor ki gerçekten tanıyabilesin.
Ben de geldiğimden beri bunu yapıyorum. İnsanlarla konuşuyorum, onlarla oturuyor zaman geçiriyorum, geziyorum, sadece bakmıyor görmeye çalışıyorum. Ve 3 aydır geçirdiğim süre içerisinde ne kadar çok pişmanım bilemezsiniz. Hayır burada olduğuma bu insanları tanıdığıma değil! Bugüne kadar bu insanlara karşı önyargılı yaklaşımıma pişmanım. Bu önyargılarımın nedeninin başında da sadece duyduklarım değil asıl kendi milletimi fazla önemsemem ve bir türk dünyaya bedel saçmalığına fazlaca kendimi kaptırmam geliyor. Kusura bakmayın ama maalesef biz Türklerin bana göre hayatta yaptığı en büyük hata kendimizi fazla önemsememiz ve hep kendimiz dışındaki bütün dünyanın neredeyse bizim can düşmanımız olduğuna fazlasıyla inanmamız, evet bizi biz fark etmesek de dar bir odaya hapsediyor bu dar düşüncelerimiz. Kendimize yazık ediyoruz. Her milletin değerleri kutsalları var olmalı da. Kendi milletine de değer vermeli ama bu konuda ifrata öyle kaçıyoruz ki… Neyse bu özeleştiri birilerini fazlasıyla rahatsız eder. Bu konuyu daha sonra detaylı irdeleriz.

Ben Belgrat’a dönmek istiyorum. Yıllarca burun kıvırdığım bu şehir insanı sadece doğasıyla mimarisiyle etkilemiyor. Bir şehirde ne görmeyi umar insan. Burada hiç ummadığım halde ben fazlasını buldum. Mimarisi, doğası havası ve en önemlisi insanlığı.  Mimarisinden bahsetmek benim işim değil ama gezerken etkilendiğiniz o kadar cadde var ki her yerinde tarih ve estetik akıyor. Kominizmden de Avusturya Macaristan döneminden de az da olsa Osmanlıdan da izler bulmak mümkün. Bunları Avrupa’nın birçok Balkan ülkesinde bulmanız mümkün. Ama  buraya gelince Türkiye de artık bulmakta epey zorlandığım şeyler buldum. İnsanlık!  Yakın zamanda yapılan savaşta anlatılanların etkisiyle geldiğim Sırbistan’da çok farklı bir insanlık profiliyle karşılaştım ve geçirdiğim 3 ay içerisinde anladım ki bazı şeyler değil! hiç birşey anlatıldığı gibi değil Sırbistan da. İnsanların nezaketi yardımseverliği ticaretteki dürüstükleri yaşlılara, hamile bayanlara hatta çocuklara gösterdikleri hürmet saygı. İnsana bu kadar mı olur dedirtiyor.

Çok defa yurt dışı gezisi yaptım. Çoğu da grup gezisiydi. Gittiğimiz ülkelerde ki insanları sürekli yargılama havası olurdu gruplarda ki bu çok tiksindirici oluyordu aslında. Bütün bunlar bir Türk dünyaya bedel zihniyetinin neticesi. Hiç bir zaman anlamaya çalışmıyor sadece yargılıyoruz. Bende bu havalardan yıllarca beslendim. Geldiğim noktaya baktığımda ne kadar sefil bir halde olduğumuzu idrak etmenin hayal kırıklığını yaşıyorum. Belgratta yargılamayı bıraktım, anlamaya çalışıyorum, bizlerinde başka insanlardan öğrenebileceğimiz şeyler olduğunu keşfettim. Bunu bana sadece Belgrat öğretmedi tabii. Son 3 yıldır ülkemde yaşadığım hayal kırıklıklarının toplamı ve burada gördüğüm güzellikler… Zannediyordum ki medeniyetin ulaştığı son noktaymış Anadolu! Vefa, dürüstlük, nezaket, güleryüzlülük bunlar sadece bizde var sanırdım. Meğersem bunlar bizden gideli çok olmuş; biz sadece işin masal ve efsaneleriyle avunur olmuşuz. Ve bu masalın sonunda iyilik ve güzellik adına ne varsa hepsini ya ecdada yada inandığımız dine bağlama sevdamız varya, işte bugün aynı ecdadın torunları ve aynı inancın mensuplarına bakan bir insan o masalın gerçekten sadece masal olduğunu düşünmez mi?

Şimdilik burada bırakıyorum. Belgrat ve Sırbistan hakkında tekrar yazacağıma emin olabilirsiniz. Görüyorsunuz işte. Bir seyahat yazısında bile yaşadığımız son dönemin hayal kırıklıkları giriyor araya. Gerçi Belgrat benim için bir seyahatten öte kalıcı bir misafirlik görünüyor.

 

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Ben Murat

Bu sayfayı ne zaman açtığımı dahi unuttum. Ama kendime kendimi hatırlatmak için yeniden buraya geldim.

Let’s connect