Bir zamanlar denizlerin derinlerinde küçük bir balık yaşarmış. Kendisini çok yalnız hissediyormuş. Neredeyse hiç arkadaşı yokmuş. Küçük balık büyük balıklardan kendini korumak için Denizlerin en karanlık en sakin yerlerinde yaşar Deniz diplerindeki küçük kurtçuklarla beslenirmiş.
Anne ve babası o daha minicik bir larvayken onu terk etmişler. Kardeşlerinin hemen hepsi daha larvayken büyük balıklara yem olmuş.
Küçük balık hayatta kalmak için…
Yorulmuştu. Oysa daha bir paragraf yazmıştı. Aslında yorulmaktan ziyade sıkılmıştı. Akşam eşi “Aslında ne yap biliyor musun?”
“Ne yapayım karıcım” dedi şaka yollu.
“Yaa dalga geçme ciddi bişey söylüyorum.”
“Tamam tamam”
“Hikaye yaz. Ama çocuk hikayeleri.” Dedi. Eşinin gözleri gülümsüyor parlıyordu. Ciddi olduğunu anladı. Ama kendisinden daha orjinal bir teklif beklerken bu duyduğu onu eşi gibi heyecanlandırmamış düşündürmemişti de.
Sonrasında “şöyle yap, böyle yap, bak falanca yazar böyle yazıyor, çok ta güzel tutuluyor” tarzında önermelere Nusret otomatiğe bağladığı “hı hı” larla geçiştirdi. Ciddiye almadığını pek belli etmeden.
Fakat ertesi gün bilgisayarının başına geçtiğinde ve her zamanki gibi ekrana boş boş bakarken eşinin akşamki teklifi geldi.
“Bir hikaye yaz!”
Oda başladı yazmaya “Bir zamanlar denizlerin derinliklerinde .. bla bla
Sonu bir türlü gelmeyen bir hikaye bırakın sonunu getirmeyi ortada bir kurgusu bile yoktu. Kurgu olmadan hikayemi yazılırdı. Hele hele çocuk hikayesi. Bir kere içinde muhakkak bir mesaj olmalıydı. Ya anne babasının sözünü dinlemeyi öğrenmeli yada büyüklere saygıyı küçüklere sevgiyi öğretmeli idi. Oysa Nusret amaçsız sıradan, bir mesaj derdi olmadan yazmak istiyordu. Sadece o an ne yaşadıysa o. Nusret’te öyle yaptı; Hayal gücünü zorlamadan o an ne yaşadıysa onu yazdı. Eşi yazdıklarını okur muydu? Okusa ona kızar mıydı? Belki hoşuna giderdi. Nusret’ te biliyordu. Eşi aslında onun bu melankolik haline üzülüyor yeniden eski heyecanını yakalamasını istiyordu. Hayatta hiç bir şeyden tatmin olmayan biri çocuk hikayesi yazarak mı mutlu olacaktı? Onun konuşmaya ihtiyacı vardı. Bir dosta, arkadaşa. Tamam eşi onun aynı zamanda hayat arkadaşıydı ama o eski hayatında bıraktığı dostlarını özlüyordu. Erkek erkeğe muhabbetlerini esprilerini birbirlerine takılmalarını. Şimdi hepsi gerilerde kalmıştı. Kimisi hapiste kimisi adliye koridorlarında. Kimisi bilmem hangi ülkede dünyanın öbür ucunda. Daha fazlasını düşünmeye gücü yetmedi. Burada bırakmalıyım dedi. İçini olduğu gibi dökmek istemiyordu.




Yorum bırakın