Çok sevdiğim bir dostumun abisiyle tarikatlar üzerine tartıştık -. Bugünlerde hak ve hakikatin yanında dik durabilme adına gösterdikleri performans üzerinden eleştiriyordu tarikatleri. Eleştirirkende işin dozunu kaçırıp hepsini sapkın ilan ediyor Atatürk tekkeleri tarikatleri kapatmakla iyi yapmış bugünde böyle yapılmalı diyordu.
Bugün eleştirilecek o kadar çok şey varki. Zihin yapıları ilimden ve dinin ahlaki boyutundan uzaklaşan çok tarikatvar. Görüntüden öteye gitmeyen din anlayışları benimde eleştirdiğim hususların başında geliyor. Bu eleştirilerimi geneli böyle deyip toptancı yaklaşımı doğru bulmuyorum ama gerek tarikatler gerekse cemaatlerin özellikle birbirlerinden kopuk olmaları münasebetiyle birbirlerini anlamadan dinlemeden eleştirmeleri gerçekten hem kendilerine hemde müslümanların imanlarına zarar veriyor.
Bunları alt alta sıraladığınızda eleştirilecek yanları benim nazarımdada çoktur. Fakat iş gereksiz olmaları ve aslında hepsinin kapatılması gerektiği gibi bir çözüm önerisine gelince ben bu fikre kesinlikle karşıyım.
Hayır tabiiki benim karşı olmamın veya desteklememin birilerinin nazarında kıymeti olmayabilir. Nihayetinde özgül ağırlığı olan biri değilim.
Bu yazıdan maksadım tarikat nedir ve dindeki yeri hakkında biraz mülahazalarımı paylaşmak.
Sözlük “Yol, Allah yolu” anlamlarına gelen tarikatlerde kendi iç disipleriyle tasavvufi bir dairenin içinde değerlendirilirler. Herbiri kendi disiplerine bağlı kalarak Allah’a bağlanmak kurbiyet kazanma adına bireye Allah’a giden yolda rehberlik eder. Bu Allah ile kul arasına girmek yada perde olmak değildir. Allah’a giden yollar kainatın zerreleri adedincedir ve birey kendi özgür tercihiyle Allah’a yakınlaşmada fıtratına en yakın hissettiği yolu tercih eder. Her tarikatın kendine has disiplini içinde insanın iç dünyasına yaptırdıkları seyrü sülûk denilen yolculuk ile Allah’a yaklaşmak gayesi vardır. Tarikatlerin merkezinde zikir yani Allah’ı anma ve onu belli bir disiplin içinde vird haline getirme vardır.
Dinde yeri yoktur diye kestirip atmak çok sathi bir ifadedir. Din adına herkesin maalesef bu kadar kolay ahkam kesmesi çok üzücü. Bugüne bakıp asırlardır milletin İslam ile olan bağına önemli katkılar sunan bu yapıları yok saymak, üstünü çizmeye kalkmak din cahilliğinden öte birşey değildir. Herkes istediği gibi ibadet etmekte özgürdür.
Şu ayetlere bir bakın:
“Halbuki Gündüz seni meşkul edecek yığınla iş vardır. Rabbinin yüce adını zikret, fanilere bel bağlamaktan kurtul ve bütün gönlünle yalnız ona yönel.” (Müzemmil Suresi 7,8)
“Sabah akşam Rabbinin adını zikret! Gecenin bir kısmında da O’na secde et, geceleyin uzun bir sürede ibadet edip O’nu tespih et” (İnsan suresi 25,26)
“Rabbinin hükmü yerine gelinceye kadar sabret. Çünkü sen bizim himayemiz altındasın. Namaza kalktığında Rabbini hamd ile tenzih et. Geceleyin ve gecenin sonunda yıldızların batışının ardından ibadet edip O’nu tenzih et” (Tur Suresi 48,49)
Ben ayetlerin üzerine çok yorum yapmak istemem. Allah biz kullarına kendisini tenzih etmemizi, zikretmemizi, hamd etmemizi, anmamızı istiyor. Bunun nasıl olduğunu bu zikirleri murakebe ederek evradı ezkarla vakitlerini en güzel şekilde ihyaya çalışan alim ve velayet sahibi zatların rehberliğinde yapmayı kimsenin sorgulamaya hakkı yoktur.
Allah kula zikredin diyor bana ibadet edin diyor. Nasıl zikredileceğini nasıl ibadet edeceğini ise biz Allah Resulunden velayet sahibi zatlardan öğreniyoruz.
Bugün tarikatleri dindeki konumunun dışında siyasi bir alana çekip birilerinin hedefi haline getirmeye çalışanlar onların ışık saçan iklimine gölge düşürmeye çalışsalarda onlar dinin kendine has rengidirler. İnşaallah yeniden asli misyonlarına kavuşarak Allah’ın salih kullarına O’na giden yolda rehberlik etmeye devam ederler.




Yorum bırakın